30.1.07

beni al kucağına
elini belime sar.
beni almadığın an
ölürüm.
beni al!

kuledibin'deki o bankta ellerini ellerimin arasına aldığım an, yanağımı yanağına dayayıp söylediğim şarkıyı hatırlıyorsun dimi ?

"bu yaralar bereler sanadır bilerler"

Sonra nedensiz yere Camekan sokak'ta yürüyüşümüz. Duvardaki stikırlara özenerek bakışımız, Kulenin yanında el ele tutuşup ona sıkıca sarılmak için yapışmamız.

Galatan İstiklal'e çıkarken buz kesmiş ellerini benimkilerle birlikte montumun cebine sokuşun.

Galatasaray lisesinin yurt kapısı önünde seni aniden öpüşüm. öpüşüm. öpüşüm...

hani hep soruyordum ya;
insan kabak çekirdeği yerken mutluluktan ağlayabilir mi? diye.
evet.
ben bunu yaşadım dostlar.
Üstelik O'da.

meleğim.

28.1.07



Hakkımda bilinmeyen beş şeyi yazmam için Asu sobelemiş beni, teşekkür edip hemen yazıyorum.

* Dengesizimdir. Sevgilimle (naz sei şok seviyoré) gayet ciddi bir konu hakkında konuşurken birden dudaklarına yapışabilecek kadar. Gecenin bir yarısı kuzen'i arayıp kuledibinde buluşmamız gerektiğini söyleyip ve saat 02 civarı uykulu gözlerle şaşkın-şaşkın beni dinleyen kuzen'e en yeni projelerimden bahsedecek kadar.

* Vefakâr'ımdır. En azından vefa'nın sadece bir semt adı olmadığını bilecek kadar.

* Kırışmış ve dağınık gazete okumam. Bir gazetenin benden önce okunmuş, dağıtılmış ve yıpratılmış olması sinirimi en çok bozan birkaç şey'den biridir. Haftaiçi mutlaka Zaman gazetesi okurum. Bunun sebebini soranlara veya at gözlüklerini takıp ideolojik saplantıları uğruna Zaman'ı yerden yere vuranlara; Selim ileri derim, Mumtaz Er Türköne derim, Elif Şafak derim, Beşir Ayvazoğlu derim, Nevval Sevindi derim, buna benzer bir kadro daha sayabilirseniz, onları'da okurum tabii ki derim.

* Saat fetişisti'yimdir. Neil Armstrong 'un ay seyahatlerin'de kullandığı omega speedmaster'ın sınırlı sayıdaki modelinden birinin sahibiyimdir. Ayrıyetten Porsche Design'in en nadide saati olan P-6910 modelinin'de sahibiyim. En kısa sürede bir Tag Heuer Carrera ve Seiko Sportura sahibi olmam gerekiyor (sportura'nın fiyatını görünce banka soymam gerektiğini anlayacaksınız :)

* iyi çizerim. Karikatür sanatının usta isimlerin'den biri olabilecekken, neden ve niçin'i hiç bilinmeyecek bir şekilde jübilesini erken yapan futbolcular gibi köşeme çekildim.Sadece yazıyorum şimdilik. Peki favorin kim derseniz; tabii ki Ersiyn Karabulut derim.

24.1.07


kaptan tsubasa geldi yıllar sonra aklıma.
ne yapıyordur acaba şimdi ?
jübilesini yapmışmı'dır mesela?
yüzü, sima'sı değişmişmi'dir?
çok özledim be kaptan,
seni ve çocukluğumu çok özledim!

22.1.07

asala; Onlarca Türk yurttaşı'ının kanını dökerken; bırakın tepki vermeyi, acıyan gözlerle bile bakmayan ermenistan "Hrant Dink"in öldürülmesine'de herhangi bir tepki göstermedi.

Çünkü O'da Türk yurttaşı idi.

21.1.07

Bant dergisi 2006'en iyi alternatif müzik grubu seçilen "kim ki O" nun "serbest kalp düşmesi" adlı parçasını dinlediniz mi?

20.1.07


16.1.07

Şehrin kaos'undan sıkıldım Ya-rab
bir çıkış yolu göster.
bu deniz,
bu su,
şu akmak'da olan Ha-yat

Şehrin kaos'undan sıkıldım Ya-rab
bir çıkış yolu göster.
şu deniz,
şu su,
bu acıtmak'da olan Ha-yat


2007 kışı / istanbul-sarıyer

14.1.07








































































Cumartesi gecesi Kuledibin'de mutlu-mutlu dolaştık kuzenle,
Fotograf çekip bloga koyalım dedik, çok güldük, çok mutlu olduk.
Sonra Tünel'de Naz aradı.
Milyonlarca kez "seni çok seviyorum" dedikten sonra, Naz'ında beni sevdiğini duymak bana o kadar mutluluk veriyorki anlatamam.
Sonra Naz; Biz, kuledibinde oturalım dedi,
düşünebiliyormusun "biz" dedi, "oturalım" dedi...
Emek sinemasının tabelasının altına stikır yapıştırdık,
Her ne kadar pazar günü naz göremese'de stikır hala orada.
Daha sonrasında istiklal'in arka sokaklarında Naz'la konuşurken fotografımı çekti kuzen.
Naz yanımda olmak istedi, belki'de bedeni olmasa'da ruhu elimi hiç bırakmıyor'du.
Naz'la konuşurken metro'nun son seferini kaçırdık biz.
Dolmuşla taksim'den beşiktaşa indik.
Beşiktaş'ta minibüs bekledik. Saat 02:00 :)
tabii o saatte beklenen minibüs bir türlü gelmedi...
Saat 03:30 gibi levente kuzenlerin evine kapağı attım ben.
Garip ama Kanyon ÜçBuçuk'da hala açıktı.
Etiler sapağında gecenin 3'ünde, otostop çeken iki kıza rastladık. Çok gariplerdi.
Bu kadar.
(naza'not: kızlara tabii-ki bakmadım:)

11.1.07


çok seviyorum lola,
çok.

9.1.07


2007 nasılda güzel geldi bir bilseniz.


Yıllardır kurduğum hayalin gerçekleşmesi...


Oysa ne kadar'da mutsuz girmiştim bu yıla. Herkez çılgınlar gibi eğlenip zıkkımlnırken; Gidenin arkasından bakıp hüzünlenmek varken, geleni karşılammak pek'de hoş gelmiyordu bana.


Bilemiyorum. Bu belkide benim gibi hayatının her deminde hüzün içersinde olan bir çocuğun, bu kadar yoğun mutluluğu kaldıramıyor olması olasığıda olabilir.

Ama başta'da dediğim gibi şimdilerde pek bir mutluyum.


keşke hep böyle kalabilsem.


( bu aşk varya; acısı çekilirken, karşılık bulunamazken insana romantik yazılar yazdırabiliyor, ancak artık ona teslim etmişseniz kendinizi, korkun. )

8.1.07

ölüyorum tanrım
bu da oldu işte.

her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım.

ama, ayrıca, aldığın şu hayat
fena değildir...üstü kalsın...

cemal Süreya.

6.1.07

"ve hayat;
gerçekten çok kısa"

2007 / sarıyer

4.1.07


Dün çok garip bir şeyler oldu.

Rüya ile gerçek arasında bir şey.
Varlık ile yokluk arasında garip bi duygu.

Külkedisi masalını bilirsiniz değil mi?
Hani külkesi peri tarafından giydirilir. Ve aslında balkabağı olan bir faytonla prensin şatoda verdiği davete katılır. Gece yarısı olmadan eve dönmelidir, zira eğer saat geceyarısını geçerse bütün sihir bozulacaktır...
İşte böyle bir peri masalı yaşadım ben dün gece, varlık ile yokluk arasında.
Mutluluk ile heyecan sancılarım karıncalandırırken zihnimi, bir peri; elimi ısıttı gecenin bir vakti.

Kabak çekirdeği yerken mutluluktan ağlayabilir mi insan?
hala düşünüyorum bunu.

ve bir şarkı tutuyorum içimden;
sevmek korkulu rüya, yanlızlık büyük acı...

2.1.07


Ne vakit maçka’dan geçsem;
Limanda hep gemiler olurdu,
Ağaçlar kuş gibi gülerdi,
Bir rüzgâr aklımı alırdı,
Sessizce bir cıgara yakardım.


Atilla İlhan